Zonguldak
|
Tarihçe:
Şimdiki Zonguldak şehir merkezi, Ereğli kazasına bağlı, deniz sahilinde tahta İskelesi olan bir köydü. Tahta İskele çevresinde depolanan kerestelerin, buradan İstanbul'a Haliç Tersanesine gönderildiği bilinmektedir. Çağın gereği olarak, deniz ulaşımında buhar gücü için gerekli olan "buhar kömürü" daha sonraki yıllarda yine bu sahillerden sağlanacaktır.
İdari yapılanmanın yanı sıra, Taşkömürü Havzasında askeri düzenlemeler görülmektedir. |
Taşkömürü'nün varlığı 1830 yılından itibaren kesin olarak bilinmektedir. 1830 - 1848 tarihleri arasında arama ve işletmecilik faaliyetleri hakkında çok ayrıntılı bilgi olmamakla birlikte; 29 Temmuz 1843 (2 Recep 1259) tarih ve 3874 numaralı Sadaret-Sadrazamlık Tezkeresi'nde Ereğli ve Amasra'da üretilen "vapur kömürünün" İstanbul'da pazarlanmasından söz ederek gerekli düzenlemelerin yapılmasından sonra Devlet hazinesine sağlayacağı katkı anlatılmaktadır.
1848'de yapılan inceleme ve düzenlemelerle, "taşkömürü bulunan yerler" saptanarak "havza sınırları" ilk kez tanımlanmıştır. I.Abdülmecid'in fermanıyla; Taşkömürü Havzası "Evkaf-ı Celile-i Mülükane" (Vakıflar İdaresi Mülkleri) topraklarına dâhil edilmiş, I.Abdülmecid Vakfı adına tapulanmıştır. İdaresi ve işletilmesi de Hazine- i Hassa' ya (saray bütçesi) verilmiştir. Taşkömürü Havzasından elde edilecek yıllık kira bedeli Evkaf Nezareti ( vakıflarla ilgili işleri yürüten örgüt ) denetiminde, dini hayır kurumlarına tahsis edilmiştir.
Taşkömürü havzasında üretimin arttırılması için iş gücü ve taşıma eksikliklerinin giderilmesi zorunluluğu doğmuştur. Padişah I. Abdülaziz'in (1861- 1876) emriyle, havzanın yönetimi 10 Şubat 1865' de Bahriye Nezaretine devredilerek, Maadin-i Hümayun Nazırı ve aynı zamanda Ereğli Kaymakamı unvanıyla birlikte Mirliva (Tuğamiral) Dilaver Paşa atanmıştır. Havzasının yönetimini elinde bulunduran Bahriye idaresi tarafından 26 Nisan 1867 tarihinde, "Ereğli Maden-i Hümayun İdaresinin Nizamnamesi" yapılmıştır.
1864'de Osmanlı taşra yönetimindeki yapılanma ile eyalet, sancak, kaza ve ağa yerine vilayet (vali), sancak (mutasarrıf), kaza (kaymakam), Nahiye (müdür) ve Köy (muhtar) idari düzeni getirilmiştir. 1867 tarihli tüm vilayetleri kapsayan "Vilayet Nizamnamesi" ne göre Kastamonu Vilayetinin Merkez, Sinop, Çankırı ve Bolu olmak üzere 4 sancağı, 21 kazası ve 30 nahiyesi bulunmaktadır. Bolu Sancağının; Merkez, Göynük, Düzce, Ereğli, Bartın ve Gerede olmak üzere 6 kazası ve 30 nahiyesi bulunmaktadır. Bu düzenleme ile Amasra nahiyesi de, 58 köyü bulunan Bartın kazasına bağlanmıştır. Bartın ve Amasra'nın Dilaver Paşa Nizamnamesi (Teamül name) gereği Ereğli Kaymakamlığı sınırları içinde olması taşkömürü havza sınırları ile ilgilidir.
1865'de Dilaver Pata, Maadin-i Hümayun Nazırı ve aynı zamanda Ereğli Kaymakamı unvanıyla birlikte atanmıştır. Ancak, bu tarihlerde Ereğli Kaymakamlığı ve Maden Müdürlüğü unvanlarının birbirinden ayrıldığı anlaşılmaktadır. TBMM Hükümeti, 20 Nisan 1920'de Devrek, Ereğli, Mudurnu, Bartın, Göynük ve Zonguldak'ı Bolu Bağımsız mutasarrıflığından ayırarak, Kastamonu vilayetine bağladı.
14 Mayıs 1920'de de Zonguldak kazasını mutasarrıflık haline getirilerek, Kaza Kaymakamı Ahmet Cevdet Bey mutasarrıf vekili olarak görevlendirilmiştir. TBMM'nin ilk mutasarrıflık yaptığı ilçe olarak tarihteki yerini alacaktır.
Zonguldak kenti ildeki kentsel yerleşmeler arasında en yeni olanıdır. İlkçağda Sandra adıyla anılan üzülmez Deresi'nin ağzındaki bataklığın kıyısında yer alan balıkçı köyüne eskiden Sandraka ya da Sandrake denirdi. Günümüzdeki adı, buradaki sazlık ve bataklıklara verilen "zongalık" adından kaynaklanır.
19. yüzyılın ikinci yarısında havzada taşkömürü üretimi yapan yabancı şirketlerin yönettim birimleri Kozlu'daydı. Zonguldak kıyısı yükleme ve boşaltma tesislerinin yapımına daha uygun olduğundan, daha sonra, önemli bir taşkömürü yükleme tesisi olan limanın burada kurulmasına karar verildi. 1899'da kaza merkezi yapılan Zonguldak, yabancı şirketlerin yönetim birimlerinin de buraya taşınmasıyla gelişmeye başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus donanması Zonguldak limanını bombardıman etti. Savaş sonrasında havzadaki denetimlerini güçlendirmek isteyen Fransızlar, askeri birlik çıkararak 8 Mart 1920'de Zonguldak'ı işgal edip tüm maden ocaklarına el koydular. Kısa bir süre sonra 19 Haziran 1920'de Fransızların çekildiği Zonguldak kenti 1924'de il merkezi yapıldı.
1950'lerde yeni limanın yapılmasından sonra daha da gelişen kent, eskiden ocak ağızlarında beliren küçük birer yerleşme olan çevresindeki mahalle ve semtlerle bütünleşti. Ülkemizin en önemli madencilik, sanayi ve ticaret merkezlerinden biri haline geldi. Zonguldak kara ve demiryollarıyla ülkemizin öteki kentlerine bağlanır. Zonguldak limanından günümüzde yalnızca yük taşımacılığında yararlanılır. Roro gemileriyle dış ülkelere Tır ile malzeme nakliyatı son yıllarda hız kazanmıştır. İlin en önemli sanayi tesisi Erdemir Demir Çelik Fabrikası ve Türkiye Taşkömürü Kurumudur. Rödevans ile bazı kömür işletmeleri özel şirketlere devir edilmiştir. |
Eğitim:
İl genelinde 10 anaokulu, 324 ilköğretim okulu, 59 genel - mesleki lise olmak üzere toplam 389 okulda eğitim ve öğretim yapılmaktadır.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi; Tıp Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Ereğli Eğitim Fakültesi olmak üzere 5 fakülte, 3 enstitü, 2 yüksekokul, 6 meslek yüksekokulu, 1 devlet konservatuarından oluşmaktadır.
Üniversite bünyesinde 32 profesör, 32 doçent, 259 yardımcı doçent, 106 öğretim görevlisi, 43 okutman, 256 araştırma görevlisi, 8 uzman olmak üzere toplam 736 akademik personel görev yapmaktadır. |
Yöre Mutfağı:
Yöre mutfağında ağırlık unlu (buğday ve mısır unu) mamullerden yapılan yemek türlerindedir. Zonguldak ormanlarında belki dünyanın en lezzetli kestanesi olan, kuzu kestanesi yetişmektedir, mevsiminde toplanan kestane suda haşlanarak, tuzlama, bütün olarak fırında kavrulmasıyla, çizilerek ateşte pişirilmesiyle kebap (kömme) biçiminde değerlendirildiği gibi kurutularak da saklanır. Ülkemizde sadece Kdz. Ereğli de yetişen Osmanlı Çileği, orman altı bitki örtüsü içinde yer alan dağ çiçeği, kızılcık (kiren), kuşburnu, böğürtlen, fesleğen, nane, defne, karayemiş, ahlât yöre mutfağında değişik kullanma biçimlerinde değerlendirilmektedir.
Doğal Yapı ve İklim: Karadeniz Bölgesinin batı Karadeniz bölümünde yer alır. İl toprakları engebelidir. Batı Karadeniz ve Bolu dağları ile çevrilidir. Arazinin üçte ikisi engebeli arazidir. Karadeniz sahilleri fazla girintili çıkıntılı değildir. Filyos çayı denize akar ve üzerinde baraj inşaatı devam etmektedir. Ereğli ilçesinde Erdemir Demir Çelik Fabrikalarına ait iki adet su barajı vardır. Ilıman bir iklime sahiptir. İç kesimler karasal iklim hâkimdir. Yıllık ortalama sıcaklık13,4 santigrat derecedir. Yıllık yağış 1.200 milimetreden fazladır. İl arazisinin % 60 ı ormanlarla kaplıdır. Ormangülü gibi orman altı bitki örtüsü açısından zengin olan bu ormanlar kıyı dağlarında ıhlamur, kestane, gürgen, meşe ve kayınlardan, iç kesimlerde ise karaçam, köknar ve sarıçamlardan oluşur.
İlçeleri:
Karadeniz Ereğli, Devrek, Çaycuma, Gökçebey, Beycuma ve Alaplıdır.
Taşkömürü: Koklaşabilir Kömür: Yüksek fırınlarda kullanılabilir kalitede koklaşma özelliğine sahiptir. Metalürjik kömür olarakta adlandırılır. Ülkemizde en önemli taşkömürü rezervleri Zonguldak Havzasında bulunmaktadır. Havzada bugüne kadar yapılan rezerv arama çalışmalarında, -1200 m derinliğe kadar tespit edilmiş toplam Jeolojik rezerv 1.325 Milyar ton olup, bunun %41'i (yaklaşık 550 Milyon ton) görünür rezerv olarak kabul edilmektedir.(TTK)
2008 yılında TTK üretimi;1,5 milyon ton, özel sektörün üretimi ise 1 milyon ton civarında olmuştur.
Taşkömürün tüketilmesi gereken en önemli sektör Demir-Çelik olması gerekirken koklaşabilme özelliği aranılan bu hammaddenin gereken kaliteyi tutturamaması bu pazarın tam anlamıyla kaybedilmesine yol açmıştır. Ucuz gibi görünen ithal kömüre yönelen Demir-Çelik sektöründen boşalan pazarı enerji sektörü doldurmuştur. Daha önceleri üretilen kömürün külü sorun olurken, günümüzde bu durum önemini kaybetmiştir. Hatta kömürün yüksek kalorifık değeri kullanıldığı yerde sorun yarattığından, şistle karıştırılarak satışa sunulmaktadır.
Ancak Karabük Demir-Çelik Fabrikalarının talebi devam etmektedir. Gerçekte sektöre değil, ülkemize pahalıya mal olan ithal kömür yerine koklaşabilir kömürün bulunduğu
damarlardan alınan tüvananın düşük kül rejiminde yıkanması halinde kömür dışalımımız azalacaktır. Diğer bir yol, her yıl programlanan miktarda kömürü Demir-Çeliklere satmasıdır ki, bundan her kesim kazançlı çıkabilir. Kömür böylelikle Demir-Çeliklere hem daha ucuza mal olur, hem de T.T.K.`nın kâra geçmesi bile mümkün olur. Ancak taşkömürü ithalatının serbest bırakılması bu yolu kapatmıştır.
2007 yılında 23 milyon ton taşkömürü ithalatı yapıldı. Aynı yıl Elektrik enerjisi üreten santrallerde 6 milyon ton taşkömürü kullanılmıştır. (TTK)
Öte yandan T.T.K.`nın, kömür üretimini olumsuz yönde etkileyen durumları bulunmaktadır. Gerekli yatırımlar, yeterli miktarlarda yapılmamaktadır Üretim alanlarının derinleşmesi ile ortaya çıkan sorunlar bulunmaktadır. |
|
|