Osmaniye
|
Yukarı Çukurova'da, Ceyhan Nehri'nin doğu yakasında yer alan, alabildiğine geniş hinterlandıyla Osmaniye; Ceyhan Nehri, Hamıs, Karaçay, Kesik suyu ve Sabun Çayları nedeniyle sulak, hem de Çukurova'yı doğuya bağlayan yolların kavşağında olması nedeniyle işlek bir bölgededir. Çukurova`ya has zengin tarım toprakları ve geniş ormanları ile şirin bir ildir. Osmaniye; Karatepe, Aslantaş Açık Hava Müzesi ve Antik kentleriyle önemli turizm merkezidir.
Coğrafyası; Osmaniye, Akdeniz Bölgesinin doğusunda yer alır. Batıdan kuzeye doğru Orta Toroslar, doğu ve güneydoğu kesiminde Amanos (Gâvur) dağları yükselir. Doğuda Gaziantep, güneyde Hatay, batıda Adana, kuzeyde ise Kahramanmaraş ile çevrilidir. Etrafını çevreleyen dağlarda irili ufaklı onlarca yayla bulunmaktadır. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Osmaniye`de, yine Akdeniz bitkilerinin tamamına yakınını görmek mümkündür. |
Tarihçe; Anadolu; iklimi, akarsuları, ormanları, madenleriyle tarihin her döneminde cazibe merkezi olmuş; birçok devlet bu topraklara sahip olmak için birbirleriyle savaşmışlardır. Bu nedenle Anadolu pek çok istilâ ve savaşlarla şahit olmuştur. Tarihin akışı içerisinde Hititler, Asurlar, Persler, Romalılar, Bizans ve Türkler Anadolu'ya sahip olmuşlardır. 1071 Malazgirt Savaşı öncesi Anadolu Toprakları, Bizans hâkimiyeti altındaydı. 1015 yılından itibaren Büyük Selçuklu Sultanlar Tuğrul ve Çağrı Beyler, Anadolu üzerine Türk akınları başlattılar. Bu akınlar keşif amaçlıydı. Bu akınlar Malazgirt Savaşlarına zemin hazırlamıştır.
1071'de Büyük Selçuklularla Bizans arasında yapılan Malazgirt Savaşlarını Selçuklu Türkleri kazanmıştır. Türkler Çukurova'ya, Osmaniye'ye 7. yy.da Abbasi ordularıyla gelmişlerdir. Harun Reşit'in uçbeyi Faraç Bey bölgede kaleler ve yerleşim birimleri kurmuştur. Daha sonra Bizanslılar bu toprakları Müslümanlardan geri almıştır.
Osmaniye, Malazgirt Zaferi'nden sonra Türklerin hâkimiyeti altına girmiştir. Büyük Selçuklu Sultan Alparslan döneminden itibaren izlenen fetih ve iskân siyaseti Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasını sağlarken Anadolu da baştan sona imar olmuştur. Şehirler, kasabalar köyler kurulmuş, yollar, köprüler, camiler, medreseler yapılarak Anadolu'ya Müslüman Türk mührü vurulmuştur. Bu zaferden hemen sonra Anadolu'ya pek çok Türkmen boyu gelmiştir.
Osmaniye'ye Haçlı Seferleri; 1097 yılında başlayan Haçlı Seferleri nedeniyle Çukurova bölgesine yerleşmiş olan Türkmen boyları Çukurova'yı terk etmek zorunda kaldılar. I. Haçlı Seferi Ermenilerin Çukurova'yı ele geçirmelerine sebep oldu. Ermeniler Çukurova'da Sis (Kozan) merkezli bir Prenslik kurdular. Kilikya Ermeni Prensliği 12. yy.da kısmen Çukurova'ya hâkim oldu. Selçukluların Haçlılarla ve Moğollarla uğraşması Ermenilere böyle bir şans tanımıştır.
Memluklular Dönemi (1250-1517) Bir süre sonra Mısır'da hüküm süren Memluklular Türkmen güçlerin de desteği ile Çukurova topraklarını Ermenilerden geri almış; böylece bölgenin yeni sahibi Memluklular olmuştur.
1256 Moğol saldırısı Anadolu'da pek çok yara açtı. Ancak; bu saldırılar Anadolu'daki Türk nüfusunun artmasını sağladı. Memluk Sultanı Baybars bunları Antakya ile Gazze arasında bulunan topraklara yerleştirdi, beylerine dirlikler verdi. Bu Türkmenlerden yararlanan Sultan Baybars, 1266, 1273, 1275 yıllarında Çukurova'ya büyük akınlar düzenledi. Türkmen nüfus Çukurova'yı doldurmaya başladı. Memluklular döneminde Osmaniye'ye ve çevresine büyük Türk göçleri olmuştur. Kınık, Bayat ve Yüreğir aşiretleri Osmaniye ve çevresine yerleşmiştir. 12. yy.ın sonlarında O¤uz Boyları'ndan daha önce Antakya - Gazze arasına yerleştirilen Halep bölgesindeki 40 bin Türkmen Osmaniye ve çevresine iskân edilmiştir. 1517 yılında Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonucu Memluklu Devleti'ne son verilerek Çukurova toprakları Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir. Yavuz Sultan Selim bir müddet Osmaniye'de kalmış ve Savrun Vadisi'nde de kaplan avlamıştır.
Osmanlı Memluk Mücadelesi Kınık Nahiyesi (1517-1696) Bazı araştırmacılara göre; Kınık nahiyesinin bugünkü Toprakkale ilçesi çevresinde olduğu yönünde önemli bulgular vardır. Kınık nahiyesi Payas (Üzeyir) sancağına bağlı olarak 1490-1500 yılında kurulmuştur. Halkı Kınık boyundandır. Halkının tamamı Türk ve Müslüman'dır. Kasabanın kurulduğu yıllarda Kınık boyunun başında Göç Eri Hamza Bey bulunmaktadır. Kasabanın Kınık nahiyesi adıyla ayrı bir kanunnamesi de vardır. 1572 yılından sonra bir daha nüfus ve arazi tahriri yapılmadığı için kasabanın ne zaman harap olduğu ve terk edildiği bilinmemektedir. 19. yy.da Osmanlı Devleti merkezi otoritesini yitirmeye başlamıştır. Bu dönemde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Padişah II. Mahmut'a karşı başlattığı mücadelede üstün gelmiş, Çukurova toprakları Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa' ya bırakılmıştır. (1833-1840). 1840 yılında imzalanan Londra Antlaşması ile bölge yeniden Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir. |
Osmaniye Kazası (1865-1905) Osmanlı Devleti'nde 19. yy.ın son çeyreğinde merkezî otorite tamamen bozulmuş, Osmaniye ve çevresinde asayişi yeniden sağlamak ve aşiretleri itaat altına almak amacıyla Derviş Paşa komutasında Fırka-i İslâhiye adı altında bir birlik görevlendirilmiştir. Derviş Paşa önce, Hatay ve çevresini iskân etmiş daha sonra da Osmaniye ve çevresine gelerek yöredeki aşiretleri Hacıosmanlı Köyü ve civarına iskân etmiştir. "Yeni Vilayetler Nizamnamesi"ne göre 1866 yılında bu bölgedeki yerleşim birimi Osmaniye kazası olarak teşkilatlandırılmıştır. Bu kazaya Ulaşlı, Tecirli, Cerit, Karayiğit ve Ağyazı nahiyeleri bağlanmıştır. Osmaniye kazası bu şekilde Payas (Üzeyir) Cebel-i Bereket Sancağı'na ve o da Halep eyaletine bağlanmıştır. Payas Sancağı 1874'te Yarpuz'a taşınmış ve Osmaniye Cebel-i Bereket Sancağı adını almıştır. |
Payas, Hassa, Bulanık (Bahçe) ve Yarpuz Kazaları Cebel-i Bereket sancağına bağlanmıştır.
Osmaniye Cebel-i Bereket Sancağı (1905-1924) II. Meşrutiyet ile Osmaniye Cebel-i Bereket Sancağı Yarpuz'dan Osmaniye merkeze taşınmıştır. Yukarıda adı geçen idari yapı 1924 yılına kadar devam etmiştir. Sancak merkezinin Osmaniye'ye taşındığı sırada Osmaniye nüfusu 7000 civarındadır. Osmaniye her dönemde değişik kavimlerin işgal ve istilasına uğramıştır. En son 1. Dünya Savaşı'ndan önce İngiliz, sonra da Fransızların işgaline uğramıştır. Ankara Antlaşması'ndan sonra Fransızlar 7 Ocak 1922 ‘de Osmaniye'den çekilmişlerdir.
Osmaniye Vilayeti (1924-1933) Cumhuriyetin ilanı ile idari yapılanma yeniden şekillenmiş ve Osmaniye kazası, vilayet yapılmıştır. Bu tarihlerde Osmaniye'nin nüfusu 10.000 dolaylarındadır.
Osmaniye Kazası (1933-1996) 1 Haziran 1933 yılına kadar vilayet olan Osmaniye bu tarihte kazaya dönüştürülerek Adana iline bağlanmıştır. Yeniden Vilayet 24.10.1996 gün ve 4200 sayılı kanunla il statüsüne yeniden kavuşmuştur.
Karatepe - Aslantaş Açık Hava Müzesi Kartepe-Aslantaş, Osmaniye ili, Kadirli ilçesi sınırlarında M.Ö. 8yy.da, yani Geç Hitit Çağında, kendisini Adana ovası hükümdarı olarak tanıtan Asativatas tarafından, kuzeydeki vahşi kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuş, Asativadaya diye adlandırılmıştır. Kalenin batısında, güney ovalardan Orta Anadolu yaylasına geçit veren bir kervan yolu, doğusunda Ceyhan Irmağı (tarihi Pyramos) bugün ise Aslantaş baraj gölü yer almaktadır. Yüksek kulelerle donatılmış T-biçimli anıtsal iki kapı binası kale içine açılıyordu. İki kule arasında, üstü açık bir geçitten sonra bir eşiğin arkasında bazalttan mil yatakları içinde dönen anıtsal ahşap bir kapı aşılarak bir sahanlığa, bunun yanındaki iki yan odaya, gene sahanlıktan da kale içine giriliyordu. Güneybatı kapı binasının iç tarafındaki kutsal alanda çifte boğa kaidesi üstünde Fırtına Tanrısı'nın boy heykeli yer alıyordu. Kapı binalarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş aslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile donatılmıştır. Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyeroglif (Lucva) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasında Fenike'ce 3. bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir. Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu'da M.Ö.2 bin yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin nihai çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu. İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur.
M.Ö. 2.bin yılda Anadolu'ya hâkim olan başkenti bugünkü Boğazköy (tarihsel Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu M.Ö. 1200 yıllarında Deniz Kavimleri baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Torosların güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış Zincirli gibi bazı krallıklar kurul-muş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır. Asativatas`'ın hükümdarlığı işte bu döneme rastlar. Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından M.Ö. 720 sıralarında Salmanasar V. ya da M.Ö. 680 yıllarında Asrhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terk edilmiştir.
Bodrumkale-Kastabala Şehri.(Hierapolis) Osmaniye iline 15 kilometre uzaklıktaki Kesmeburim köyü ve Bahçe köyü sınırları içindedir.
Kastabala`nın oldukça iyi durumda günümüze ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi sütunlu caddesi ve beş bin seyirci kapasiteli tiyatrosudur. Bunun yanı sıra iki kilise, kale, Roma hamamı, stadyumu, kentin dört bir yanını çevreleyen nekropolleri (Kaya oyma ve anıt mezarları) kentin yaklaşık 5 km kuzey - doğusunda Ceyhan nehri üzerindeki su kemeri kalıntısıyla Kastabala, Osmaniye`nin ve yörenin en önemli ören yerlerindendir.
Osmaniye ili Maden ve Enerji Kaynakları: MTA çalışmalarında; il ve yakın çevresinde yaptığı çalışmalar sonucunda demir, kükürt ve manyezit yatak ve zuhurları ortaya konulmuştur. İldeki demir yatak ve zuhurları Merkez ilçe Yarpuz bucağında yer almaktadır. Yarpuz- Ağoluk demir yatağındaki tenör yüksek ve düşük olmak üzere iki kısımda incelenmiştir. Yatakta %50 Fe tenörlü görünür rezerv 17.000 ton, % 25 Fe tenörlü görünür rezerv ise 24.625 tondur. Yataktan geçmiş yıllarda üretim yapılmış ve cevher kalmamıştır. İlçedeki diğer demir yatakları Yuntmağara ve Kokarca yataklarıdır. Yuntmağara yatağında ortalama % 34.74 Fe, % 41.65 SiO2 ve % 0.53 Al2O3 tenörlü 1800 ton, Kokarca yatağında ise ortalama % 45.90 Fe, % 14.65 SiO2, %9.67 Al2O3 ve % 0.50 P2O5 tenörlü 7618 ton görünür rezerv tespit edilmiştir. Kızılyüce demir zuhurunda ise % 54.57 Fe tenörlü 5.625 ton görünür rezervin varlığından bahsedilmektedir. İldeki bir diğer yer altı kaynağı Issızca sahasındaki % 15 S tenörlü ve 2.125.000 ton görünür, % 35 S tenörlü 6.075.000 ton görünür+muhtemel rezerve sahip kükürt oluşumlarıdır. Kükürtler, markasit minerallerine bağlı olarak oluşmuştur. Yapılan teknolojik analiz sonuçlarına göre 1 kg cevherden % 37,8 tenörlü 0,2 kg yoğunlaştırılmış kükürt elde edilmiş olup randıman % 53,6 tür. Bahçe ilçesinde yer alan manyezitlerde ise 8.000 ton görünür rezerv belirlenmiş olup, %45,1 MgO içeriğine sahiptir.
Yarpuz Bucağında silisli ve hematitli lateritik zuhurlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda Ni mineralizasyonlarına rastlanmış olup, ekonomik bir değeri olmadığı belirtilmiştir. Osmaniye ilinde enerji hammaddelerine yönelik çalışmalarla Kaypak, Yarpuz, Kızıldere ve Çindere sahalarında linyit oluşumları belirlenmiştir ancak ekonomik boyutlu olmayan küçük zuhurlardır. Ayrıca, Haruniye ilçesinde de 31-33°C sıcaklığa sahip doğal sıcak su çıkışları tespit edilmiş olup, debisi 22 lt/sn olarak hesaplanmıştır. |
|
|