Bir döneme adını veren lale çiçeği ilk defa 6. yüzyılda Yurdumuzdan Avrupa'ya götürülmüştür. Çiçeğin adı da Avrupa dillerine biçimi sarığı andırdığı için "Tülbent" sözünden gelmiş, laleye "Tulipe" denilmiştir.
Yurdumuzda en çok VII. YY. lale yetiştirme işine büyük önem verilmiş, en güzel laleler İstanbul Saraylarının başlıca süsü haline gelmiştir. O zaman çiçek meraklılarının en büyük amacı görülmemiş renklerde yeni laleler yetiştirmekti. Her lale cinsinin bir ismi olurdu. O dönemlerde Avrupa'dan İstanbul'a çeşitli laleler getiriliyordu. Yüksek fiyatta alıcı bulan lale için zamanın hükümeti fiyat artışını durdurmak için narh koymak zorunda kalmıştır.
Lalenin böylesine geniş bir yayılış alanı bulması süsleme sanatlarında, mimarlıkta, motif olarak kullanılmasını da sağlamıştır. Çeşme, cami ve türbelerde lale şekilleri işlenmiştir.
Lalenin anavatanından olan İlimizde yanlış hasat ve tarım alanlarının genişlemesi ile lale alanları hızla daraltılmıştır. Muş lalesi hemcinsleri gibi soğandan yetişir. İlkbaharda Nisan sonu ile Mayıs başlarında çiçek açar 15 gün gibi kısa bir ömrü vardır. İşte bu dönem içerisinde nefesleri kesecek güzellikte bir manzara oluşur. Kışın lale soğanları soğuktan kaçarak toprağın derinliklerine çekilirler her soğandan bir tek lale çıkar. Muş Lalesi özeliğini kaybetmemiş, fakat lale bitkisinin soğan yaprak ve çiçeklerinde kalbe etki eden Tulip alkoloidinin bulunması nedeni ile soğanları ile birlikte hasat edilmiştir. Ayrıca tarım alanlarının genişlemesi ile lale alanlarının hızla azalmıştır. Çiçek tohumundan lale yetiştirilmesi 3-6 yıl gibi bir sürede çiçek verdiği göz önüne alınarak Muş Lalesinin yok olmasını önlemek üzere lale alanları koruma altına alınmıştır. İlki 2000 yılında lale festivali her yıl 29-30 Nisan tarihlerinde yapılmaktadır.
Bağcılık: Bağcılık tarihi çok eskidir. Yapılan araştırmalarda 1800 ile 1900 yıllarının başlarına kadar bağcılık, Muş'un en önemli gelir kaynaklarındandır. Sayı olarak 24 000' e yakın bağ bulunduğu, buralarda elde edilen mahsulün çevre yerleşim yerlerine götürülerek ihtiyaç duyulan mallar ile değiştirildiği rivayet edilir. Bu bağlar, Vartinis, muş güneyi dağları takip ederek Arak, Mongok, İnce beli Mehmet can, Kale, Pamukluk ve Çiriş bağlarıyla anılır.
Günümüzde bu bağlardan Mongok, İnce bel ve Mehmet can bağları faal durumdadır. Diğerleri yol olmaya yüz tutmuştur. Bu bağlarda yetiştirilen Muş Üzümü kendine has özellikler taşıyan bir meyvedir. Bunlar sinciri, dana gözü, yaz beyazı, güz beyazı, kaşmer gibi çeşitliktedirler. Bu üzümler ince kabuklu, sulu, çok şekerli ve hafif eşkinsimdirler. Bu üzümlerinden üretilen şarapların Paris'teki mahzenlerde saklanıldığını, tarihi incelerken rastlıyoruz. Ayrıca Muş'a ait olan dayanıklı ve kışlık olarak saklanıla bilinen Güz Armudu, mayhoşumsu tadı olan küçük, beyaz Macirek Elması gibi meyveler bu bağlarda yetiştirilmektedir. Bağcılık 1990'dan sonra ihya edilmeye çalışıldı bunu sonucu olarak Muş bağcılında önemli gelişmeler görülmektedir.
Geleneksel Muş Evleri: Yerleşim düzeni ve sokak dokusu esas itibari ile tipik bir Türk kenti havasını yansıtan Muş`un, konut mimarisinin oluşumunda temel etki, diğer yörelerimizde de olduğu gibi milletimizin örf ve adetlerinden kaynaklanan hayat tarzı ve ihtiyaçlarıdır. Ayrıca gelenekleri, iklimin ve coğrafyanın zorlayıcı gerekleri de bu oluşumdaki diğer etmenlerdir. Bölgedeki diğer illerin yerleşimlerine benzeyen sokak dokusu içinde yer alan evler, genellikle havuş (avlu) gerisinde yükselen iki katlı yapılardan ibarettir. Eski Muş evleri genel plan şemaları itibarı ile kendisine yakın şehirlerdeki (Doğu ve Güneydoğu Anadolu) evlerle paralellikler göstermekle birlikte mekân isimlendirmelerinde yer yer farklılıklar göstermektedir. Sokakla bağlantılı cümle kapısından geçilerek girilen "havuş"un yanında tandırlık, erzak deposu ve çardak görevi gören ağaç altı oturmalıklar yer almaktadır. Çoğu evde ise bunlarla birlikte ahır da mevcuttur. Estetik ve sade bir görünümü olan pencere kenarları, Selçuklu kültürünün etkisiyle miğfer kubbe tarzında inşa edilmekte ve dışardan bakıldığında miğfer görünümü bariz bir şekilde kendini göstermektedir. Pencerelerde cumba yerine önem verilmiş ve bu kısmı desteklemek amacıyla genelde sade olan korkuluklar kullanılmıştır. Her iki tarafı iki sütun üzerine çiçeklik nişleri ile süslenen giriş kapıları çift kanatlı olup genelde metal ağırlıklı yapılmakta, sade görünümlü kapı tokmakları ya da kilit bağlantıları ile tamamlanmaktadır. Kapıların içeri açılan kısmında girişi sağlayan bir basamak yüksekliğinde seki bulunur. İç kısımda, alt kat, genelde mutfak, banyo, tuvalet ve zahire odası ile birlikte merdiven boşluğunu oluşturan antrelerden oluşur. Yukarı çıkıldığında ise esasen geleneksel Türk evlerinde yer alan sofa ile cepheye bakan ve daha çok sohbet amacıyla kullanılan salon görülebilmektedir. Üst katta yer alan bütün odalar bu salon etrafında sıralanır.
Evlerde mekânları birbirine bağlayan kapılar basit ve gösterişsizdir. Bütün kapılar eşikli ve demir mandallı kapı kolu sistemi ile yapılmış olup, kapı boyutları, bulundukları konuma ve fonksiyonlara göre değişik büyüklüklerde olabilmektedir.
Evlerin duvar kalınlığı (dolgu duvarlar) 60-70 cm. Bu yüzden mekân içerisinden bakıldığında pencereler loş bir hava verir. Döşemeler ise zeminde (alt katta) sıkıştırılmış killi toprak veya düzgün sal taşları ile üstlerde ise ahşap malzeme ile kaplanır. Her odanın pencere önünde yüksekliği 30-50 cm, genişliği 50-90 cm arasında değişen sedirler mevcuttur.
Evin en önemli ve en geniş yerlerinden birisi olan mutfak içerisinde ocak bulunur. Yemek odasının hemen altında bulunduğundan mutfaktan yemek odasına, yiyecek ve içecekler asansörvari bir makara sistemiyle duvar içerisindeki boşluktan çıkarılır ve indirilir. Alt katta bulunan banyonun en ilginç özelliği ise, "çol" denilen, günümüz küvetini andıran, suyun etrafa sıçramasını engelleyen, köşeye yapılmış ayrı ve açık bir kısım bulunmasıdır.
Evin iç duvarlarının tamamında sıva olarak, saman, keçi kılı ve sönmüş kireç karışımı bir tür harç kullanılmakta, sonradan badana yapılarak duvar yüzeyi tamamlanmaktadır. Duvar boyunun yarısında "areğan" denilen hatıllar kullanılır. Dam kısmı ise kalın areğanlar üst üste konularak, aralarındaki boşluğunda meşe çeperi doldurularak ve akabinde bunların üstü önce çamur sonrada toprak ile örtülerek yapılır.
Günümüzde yıkılmaya yüz tutmuş, gelişen teknik yapılara yenilmiş bu evlerden bir kaçına şehir merkezinde rastlamak hala mümkündür.
Muş ili Maden ve Enerji Kaynakları: Muş ili Doğu Anadolu Bölgesinde, yüksek ve dağlık bir arazide yer almaktadır. İl alanının büyük bölümünü kaplayan dağlar, Güney Doğu Torosların uzantılarıdır. Bu dağlar, Alp-Himalaya kıvrım sistemiyle birlikte oluşmuş genç dağlardır. Murat vadisi il topraklarını doğu-batı doğrultusunda parçalamıştır.
Bölge tektonik açıdan oldukça hareketlidir. İl merkezi ve çevresi, Kuzey Anadolu Kırık Kuşağının Van Gölüne doğru uzanan bölümünde ve birinci derece deprem bölgesinde yer aldığından, bu yörede çok sayıda deprem olmuştur.
İl ve çevresi metalik madenler bakımından fazla bir zenginliğe sahip değildir. Bölgede Endüstriyel hammaddeler açısından ekonomik olabilecek oluşumlardan söz edilebilir. Bunlardan başlıcaları alçıtaşı, barit, tuğla-kiremit, kuvarsit ve çimento hammaddeleridir.
Gene 2007 ve 2008 yıllarında Güney ve Doğu Anadolu Bölgesinde endüstriyel hammadde aramaları projesi kapsamında Bulanık ilçesinde Huri Komu ve Sıradere Köylerinde kil arakatkılı alçıtaşı sahaları tespit edilmiş olup, Huri Komu sahasında ortalama % 35.07 CaO, % 36.60 SO3 ve % 17 Kristal suyu içeriğine sahip 1.340.768 ton, Sıradere sahasında ise ortalama % 33.45 CaO, % 37.67 SO3 ve % 15.60 Kristal suyu içerikli 3.173.144 ton görünür rezerv belirlenmiştir. Ayrıca yine aynı proje kapsamında Merkez-Kepenek ve Hasköy-Büvetli yörelerindeki ruhsat sahalarında şistler içerisinde kuvarsit oluşumları tespit edilmiştir.
Merkez- Kepenek sahasında seramik sanayinde kullanıma elverişli 85.716.550 ton görünür rezerve sahip kuvarsit oluşumları, Hasköy-Büvetli sahasında da seramik ve refrakter sanayinde kullanıma uygun nitelikte 15.906.751 ton görünür rezerv belirlenmiştir. Muş ili ve civarındaki barit yataklarından bir kısmı halen işletilmekte olup Suriye ve Yemen` e ihracat yapılmaktadır. 1993 yılında, bu yörede 15.000 ton barit üretimi yapılmıştır. İldeki önemli barit yatakları Merkez ilçede yer alan, Bilir Köyü, Kasar Köyü ve Kızıl kilise barit yataklarıdır. Bu yataklarda ortalama % 94 BaSO4 içerikli toplam 755.000 ton görünür, 2.490.000 muhtemel+mümkün rezerv belirlenmiştir.
Ayrıca il ve yakın civarında da çimento hammaddesi olarak kullanılabilecek nitelikte büyük potansiyellere sahip kireçtaşı, kil ve killi marn oluşumları ile tuğla-kiremit hammaddeleri bulunmaktadır. İldeki iyi-orta kalitedeki tuğla-kiremit hammaddelerinin toplam görünür+muhtemel rezervi yaklaşık 22 milyon tondur. Kireçtaşlarında ise % 54 CaO, % 3,9 SiO2 ve % 0,6 MgO içerikli 48 milyon ton rezerv belirlenmiştir.
Sözü edilen madenler dışında ilde enerji hammaddelerine yönelik gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda neojen yaşlı çökel birimler içerisinde Ziyaret köy sahasında linyit oluşumları tespit edilmiştir. Görünür rezervi 6.204.000 ton olarak belirlenen sahada, toz halinde koklaşma özelliğine sahip linyitlerin orijinal kömürde alt ısıl değeri 1231 Kcal/kg. olarak tespit edilmiştir. |